Kasım
12
Esat Oktay Yıldıran

Esat Oktay Yıldıran

İşkence insanlık suçudur!

Esat Oktay Yıldıran kimdir önce ondan bahsetmek lazım. Kendisi 80 askeri darbesi zamanında Diyarbakır Cezaevi’nde en üst yetkili asker olarak görev yapmıştır. Görev süresince akla, hayale gelmeyen işkenceleri solcu mahkumlar üzerinde uygulamıştır. Cezaevi denildiğinde Diyarbakır Cezaevi’nin anlamı bir başkadır. Çünkü orada yaşananlar Türkiye’nin başka hiçbir yerinde o kadar acımasızca yaşanmamıştır. Devlet orada vatandaşlarına kan işetmiştir, bok yedirmiştir. Acının bini beş para olmuştur. Aslında devletin suçu işkence değil, işkencecilere sahip çıkmaktır. Bu insan öldüren şereften yoksun adi adamın heykelini dikmişlerdir bu ülkede.

Derler ki PKK’nın oluşumundan sorumlu birisi de bu şereften yoksun adamdır. Son derece haklılar da bence. Eğer yaşananları biraz araştırıp okursanız devlet itibarını ne hale sokmuştur görürsünüz. Türk mahkumlar bile devletten nefret etmişlerdir. Diyarbakır, ölüler kentidir. Bunu bizim milliyetçilerimiz kabul etmezler. Hatta bu adi herifi göklere çıkarıp, adına Facebook grupları kurarlar.

Bu işkence dolu yıllar, “Türkçe konuş uzun konuş”, “ne mutlu Türk’üm diyene” gibi zorla söyletilenler, acımasızlıklar sonunda solcu Kürt mahkumlar açlık grevine gidince cezaevinden bir bir çıkan ölüler yüzünden bu acımasız itin görev yeri değiştirilmiştir. Hatta terfi alarak gerçekleştirilmiştir bu değişiklik.

Bu vatanına ihanet edercesine, insanları devletten soğutan, ölümlere, sakatlanmalara neden olan adi adama ne mi oldu dersiniz? Karısı ve çocuğuyla İstanbul Kısıklı’da halk otobüsünde beynine sıkılan üç adet kurşun ile kafatası dağıtıldı. Ben her zaman ölümlere, işkenceye, zulme, şiddete karşı olsam da bu son bu adama az geldi diye düşünüyorum. Bir çok kişi de böyle düşünüyor gördüğüm kadarıyla. Böylesine hızlı bir ölümü haketmemişti bu insan düşmanı.

Ve en kötüsü nedir bilir misiniz? Esat Oktay Yıldıran gibi daha niceleri şu an devlet adına ortada geziyor, devleti seviyorum diye geçiniyor. Devlet, böyle adilere sahip çıkmayı ne zaman bırakırsa; o zaman dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi biz olacağız. Böylesine devletin ve milletin kanını içenlere son sözüm.. Bu adam sizi de sıradan geçirseydi ne kadar iyi olurdu. O zaman mı aklınız basacaktı gafil mahlukatlar.

Bu ülkeye verdiğiniz zararı, “ülkemiz adına yaptık” sözleriyle açıklamak salaklığı da sizleri özetliyor.

Ekim
28

İrtica ile Mücadele Eylem Planı konusundaki tartışmalar süresince Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan gelen açıklamalar hiç de umut verici değil. Görev süresi başlangıcında kendisini ılımlı birisi olarak görmüştüm ve umutlanmıştım. Doğu anadolu ziyareti ise çok birleştiriciydi. Umut veriyordu.

Ancak bu irtica mücadelesi ile ilgili planların ortaya çıkması üzerine, herkesin iddiaları kabul ettiği halde hala İlker Başbuğ gerekeni yapmıyor. Üstüne bu skandalı haber yapanları suçluyor. Elbette Türkiye Genelkurmay Başkanlığı suç odağı olarak gösterilemez ama suçluyu korumak benzeri eylemler de suça ortak olmaktır bir anlamda.

İlker Başbuğ’un bu eylem planından haberdar olduğu da söyleniyor mektubu yazan itirafçı asker tarafından ama bu kanıtlanmadıkça birşey söylenemez bu konuda. Ama suçluyu, karanlık işler yapanları koruma gibi politikalar koskoca bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’na hiç bir şekilde yakışmaz. Yakışmamalıdır.

Ne zaman şeffaf bir ülke, şeffaf bir devlet yapısı gelişirse o zaman çok güçlü bir ülke olacağımız kesindir.

Ekim
25

Fettullah Gülen ve AKP’ye yönelik darbeci yaklaşımı en iyi açıklayan eylemlerden birisi de “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” oldu. Başta kabul edilmedi bu belgenin gerçek olacağı ancak şimdi bu belgenin gerçek bir belge olduğu ve altındaki imzanın bizzat Albay Çiçek’e ait olduğu herkesçe kabul edildi. Genelkurmay’dan yapılan açıklamaya göre belgenin altındaki imza Albay Dursun Çiçek’in.

Hedefi ne olursa olsun ne darbe, ne cinayet, ne kışkırtma, ne hasır altı edilen yazı başlığındaki faaliyetler ne de zorbalık yapılamaz.. Eğer yönetim şeklimiz Cumhuriyet ise bunu yapanlar ve yapmaya teşebbüs edenler kararlılıkla cezalandırılmalılar. Şeriat, irtica gibi faaliyetler ise ayrıca cezalandırılmalılar. Yani aynı kararlılık irticai eylemlerde de korunmalı. Olayın bu kısmı da savunulamaz.

Maalesef  Türkiye’de tehlikeli görülen durumlara bugüne kadar hukuk dışı uygulamalar ile müdahale edildi. Karanlık kuytu köşelerde vatan korumak adına insanların kafasına sıkıldı. Darbelerin neden olduğu karanlık dönemi ise hala yaşıyoruz. Asıl kötüsü ise bugüne kadar bilmediğimiz neler neler yaşandı kimbilir! Ve söylenecek bir çok söz var ama yine de özet olarak rejimin hukukun üstünlüğü ile korunması dileğiyle..

Sayfalar 2 of 212